Tags

    OKUL ÖNCESİ ÖĞRETMENLİĞİ 1- PSİKOLOJİ-GÜZ 2013









    Comments

    Rıza Ülker
    Oct 21, 2013

    Kıymetli Okul Öncesi Öğretmenliği 1. sınıf öğrencilerim; Bölüme Hoşgeldiniz! Dr. Rıza Ülker

    melis tosun (unauthenticated)
    Oct 22, 2013

    korumacı ve şefkatli anneler :) http://www.youtube.com/watch?v=WRMEdapjBCk

    Merve Nur Özyaman (unauthenticated)
    Oct 22, 2013

    hocam bugün derste izlediğimiz videoları anneme izlettim ve tepki aynen şu: 'ben öyle şeyler yapmıyorum babannen yapar o hareketleri ' :D

    yasemin IŞIK (unauthenticated)
    Oct 22, 2013

    Bir çocuğun anne karnında anne ve babasının sesini ve kokusunu nasıl tanıdığına dair internet de yazılar okurken ilgimi çeken yazılar buldum. Gerçekten bir çocuğun anne karnında anne ve babasının ve diğer sesleri tanıması büyük bir şey bence,ben bulduğum bu yazıları siz erken çoukluk dönemi eğitimi alan arkadaşlarımla paylaşmak istedim.http://www.anneoluncaanladim.com/1/hamilelik/1596/anne-karninda-duyu-organlarinin-http://www.anneoluncaanladim.com/17/ve-babalar/1278/babalari-tarafindan-ilgi-goren-bebeklerin-farki

    yasemin IŞIK (unauthenticated)
    Oct 22, 2013

    Arkadaşlar bu gün anne karnında bebeğin nasıl masal dinlediğini ve anne sesini nasıl ayırt ettiği ile ilgili bir yazı okudum. Bu konuyla ilgili düşünceleriniz neler merak ediyorum.http://www.devletsah.com/anne-karnindaki-bebege-masallar/

    Merve Güzeldal (unauthenticated)
    Oct 22, 2013

    aşırı koruyucu anne baba tutumu çocuğun okulöncesi ve daha sonraki eğitim yaşantısında fikirlerini açıklayamayan ve açıklayınca tepki alabileceğini düşünen bir çocuk veya yetişkin olması kaçınılmazdır!

    reyhan özcan (unauthenticated)
    Oct 22, 2013

    HOŞBULDUK HOCAM.... BUGUN DERSDE ANNELERIMIZIN BIZIM UZERIMIZDE NE KADAR COK ETKILI OLDUGUNU OGRENDIK VE HATTA KIŞİLİGİMİZİN OLUŞMASINDA ONEMLİ ETKEN OLDUGUNU BILIYORUZ ARTIK....BU BASKI ALTINDA COCUKLAR NE KADAR OZGUR OLABILIR Kİ.....VE BURDA ONEMLI OLAN ANNELERIN BASKILARIN YERINE COCUGU KENDI HALINE BIRAKMASI EN DOGRU KARARDIR...TABI BUNU ANNEMIZIN PENCERESINDE BAKMAK NASIL BIR DUYGU SIZCE ?? COCUKLAR BASKI ALTINDA TUTMAK YERINE BELLI BIR CERCEVREDE OZGUR BIRAKMAK VE BU OZGURLUKLERINIDE DENETIM ALTINA TUTUP GELISIMLERINI IZLEMEK GERKIR BENCE.... BELKİ O ZAMAN SAGLIKLI COCUKLAR YETİŞİR...

    FİLİZ YALAV (unauthenticated)
    Oct 22, 2013

    Bana göre 'Anne' en güzel kitaptır okudukça okuyasın gelir . Anne ile çocuk arasında okuma ve anlama bağlantısı vardır sonra anladığını hayatında uygulama ve onlara yeni anlamlar yükleyerek kendi çocuklarını yetiştirmektir ve gerçekten anne olmadan annemizi anlayamayız .

    HATİCE VURAL (unauthenticated)
    Oct 22, 2013

    Eve geldim izlediğimiz videoları düşündüm ve annemle ilgili olanları eşleştirdim sonuç TABAĞINI BİTİR KIZIM...:)

    ÖZGE KARA (unauthenticated)
    Oct 23, 2013

    İyilikten maraz doğar sözü bu konuylada ilişkili diye düşünüyorum.her ne kadar anneler özelliklede türk anneleri fazla korumacı davransalarda yıllar sonunda üzerine titredikleri evlatlarından farkında olmadan canavar yaratabiliyorlar.yani herşeyde olduğu gbi koruma içgüdüsünün fazlasındada zarar wardr.çocuğun üzerine aşırı titremek ne yazıkki çoğu anneyi sonunda hüsrana uğratr.ama acıdırki birçok anne bunun yanlş olduğu seneler sonunda anlar we ağaçda yaş iken eğildiğinden artk o saatten sora ellerinden de hçbirşey gelmez.ama kısmi olarakda onlara hak weremeden geçemicem.canlarından bi parça olarak gördükleri varlıkları şefkate boğmalarını çok görmemek lazm.neticede hayvanların bile yawrularına karşı ne kadr korumacı dawrandıkları her zamn gözler önündedir.anneler bu kadr korumacı dawranmış çok mu.we bnce insanoğlu en çok sewgiye açtır bu hayatta ondandr bu kaybetme korkusu ve korumacılığıda.

    HATİCE VURAL (unauthenticated)
    Oct 23, 2013

    Öğretmenlik zaman mekan tanımaz her yerde her zaman yapılabilir öğretmenliği meslek olarak görmüyorum o psikoloji ile öğretmenlik zaten yapılacağını hiç zannetmiyorum .Önemli olan hissetmek o duyguya hakim olmaktır ...öğretmenlik istenilerek yapıldığı zaman öğrencide önemli değişmeler olur öğrenci hayatı sewer...bu nedenle öğretmenlik meslek değildir diyorum öğretmenlik yaşam biçimidir ,öğretmenlik ince bir sanattır ...öğretmenlik şekilsiz bir hamurdan kaşif ya da sanatkar çıkarmaktır kısaca öğretmenlik yaşam biçimidir....doğuştandır...

    HATİCE VURAL (unauthenticated)
    Oct 23, 2013

    http://www.islamihayatdergisi.com/konular/detay/ocuk-eitimi-ne-zaman-balar (hadi bakalım okuyalım)

    HANDE EREN (unauthenticated)
    Oct 23, 2013

    Bence aileler çocuklarına aşırı korumacı bir model olmaması gerekir.Eğer ki olurlarsa çocuğun kişiliği gelişemez;ürkek,inatçı, istediğini tutturan, mantıksız kavgalar çıkaran,diğer kimselere aşırı bağımlı olan, kendine güveni olmayan, duygusal kırıklıkları olan,çabuk mutsuz olan ve ileride benzer niteliklere sahip olan bir yetişkin olur.Bu yüzden aileler çocuklarına söz hakkı tanımalı ve baskı yapmadan onları kendi hallerine bırakarak uzaktan gözetlemeli...

    Hale Alali (unauthenticated)
    Oct 23, 2013

    Ülkemizde anneler belki fazla korumacı olabilir ama diğer ülkelerdeki anneler de fazla serbest bence. Orada yetişen çocuklar aile kavramanı tam bilmiyorlar buradaki çocuklarda aile ön planda oluyor . Evet kesinlikle bazen abartılıyor ama çok serbestlik de iyi değil.

    Fatma Nur Çalışkan (unauthenticated)
    Oct 23, 2013

    Bir anne-baba tutumu ne yurtdışındaki gibi çok ilgisiz ne de ülkemizdeki bazı annelerimiz gibi çok korumacı olmamalı.Bir çocuk her zaman içinde büyüdüğü ailenin ve anne babasının diğer insanlardan farkının ne olduğunu bilmeli.Aynı zamanda ailelerde çocuklarının onlar olmadan da bişeyler yapabileceğini anlamalı ve zamanı geldiğinde büyüdüklerini kabul etmeli :)

    Merve Güzeldal (unauthenticated)
    Oct 23, 2013

    anne çocugunu tamamen serbestte bırakmamalıdır ama sınırı bilmelidir cünkü cocuk bi yerde duvara toslar üniversitede olmadı meslek hayatında oda olmadı evlenince.. ve yaşadığı sorunların sorumlusu anne olacaktır!

    FATMA POLAT (unauthenticated)
    Oct 23, 2013

    Yeni nesil çocuklar sürekli yeni oyunlara, yeni telefonlara, bilgisayarlara ayak uyduruyorlar. Televizyon seyrederken sürekli kanal değiştiriyorlar çünkü çabuk sıkılıp çabuk tüketiyorlar. Sanal yaşam çocukları oldukça olumsuz etkiliyor. Bilgisayar başında oyun oynamak yerine çocuğunuzla sadece top oynamanız bile oldukça etkiliyor. Araştırmalar artık hesap yapamayan ve okuduğunu anlamayan bir neslin doğmaya başladığını gösteriyor.ARKADAŞLAR BU VİDEO İLGİMİ ÇEKTİ SİZİNDE İZLEMENİZİ İSTERİM.http://alkislarlayasiyorum.com/icerik/136259/teknolojinin-cocuklar-uzerindeki-etkisi

    yasemin ışık (unauthenticated)
    Oct 24, 2013

    normal doğum ve sezaryan arasındaki ciddi farklar varmış bir video izledim bununla ilgili gerçekten sezaryana hayır diyorum ve gelecegin anneleri için tavsiyem normal doğum sağlıklı bir gelecek için

    yasemin ışık (unauthenticated)
    Oct 24, 2013

    http://www.youtube.com/watch?v=onrAw0BdZTo izlemek isteyen arkadaşlar bu adresten izleyebilir

    reyhan özcan (unauthenticated)
    Oct 24, 2013

    BENCE ANNELERIMIZIN BIZIM UZERIMIZDEKI DAVRANIŞLARI GEÇMİŞTEN GELENEK VE GÖRENEKLERDEN KAYNAKLANIYOR NEDEN Mİ?ÇÜNKÜ ANNELERIMZIDE YETİSTİREN ONLARIN ANNELERİ YANİ ONLARA NASIL DAVRANILDIYSA BİZİMDE ANNELERİMİZ BİZE AYNI DAVRANİŞI BİZE GOSTERİRLER...SONUÇTA BU BİR KISIR DÖNGÜ ŞEKLİNDE BU ZAMANA KADAR GELMİŞTİR...BUNLARI DAVRANİŞLARI İNŞ BIZ DEGİŞTİREBİLİRİZ....

    HATİCE VURAL (unauthenticated)
    Oct 24, 2013

    Bir bebeğin anne karnından doğumuna kadar gelişimi ve en son bebeği elimize almak mükemmel ...Doğum mucizesi mükemmel .Annenin karnında bebeğin gelişim ewresi çok inanılmaz bir durum...

    yasemin ışık (unauthenticated)
    Oct 24, 2013

    Ben geleceğin öğretmenini bir ahçıya benzetiyorum. Ahçılık bir sanattır her insan yemek yapar ama tuzunu suyunu kıvamında koyamaz ya az pişirir ya çok lezzeti yerinde olmaz. Tıpkı bunun gibi bir çocuğu erken çocukluk dönemi eğitimi verilen yaşlarda sevgi,şefkat ve iyi bir iletişimle almış olunan bu alana yönelik eğitimle bu çocuğun öncelikle nelere ilgisi var neleri yapmaktan hoşlanıyor bunları gözlemlerse öğretmen buna göre bu çocuğu ilgi duyduğu alana yönlendirmeli ve onu sevdiği mesleği yapmada desteklemeli tabiki bunu yaparken suyunu ve tuzunu ayarlayabilmeli çok pişirmeden yapmalı bunu bence

    Merve Güzeldal (unauthenticated)
    Oct 24, 2013

    bence de çok sıkıntılı birsey olmadıgı surece sezeryan doğum yapmak mantıksız..bazı anneler acısından dolayı tercih etmek istemiyor ama eğer anne olmak istiyorsan bu göze alınmalıdır bence ayrıca normal doğum yapanlar doğumdan sonraki süreçte daha rahat olup çabuk toparlıyorlar

    yasemin ışık (unauthenticated)
    Oct 25, 2013

    kesinlikle öyle normal doğumda 2 günde toparlanılıyorsa sezaryanda aralıklarla yatak istirahati gerekiyor ve sezaryan doğum yapanlar yeni bir çocuk için uzun süre beklemek zorunda kalıyor ya da bir daha normal doğuma geri dönemiyor. Sezaryan doğumda ilk sırayı yüzde 30.3ile ABD , 2.sırayı yüzde 22oranıyla ingiltere ve malesef yüzde 21.2 oranıyla türkiye 3.sırada yer alıyor. Benim anlamadığım bu kadar doktor sezaryan doğuma gerek duyulmadığı sürece başvurulmaması gerektiğini söylüyor ama nedense gün geçtikçe sezaryan doğum oranı artmakta. Bence sağlığı bi kenara koyalım annelik kutsaldır diyoruz bence annelik tabiki doğurmakla bitmiyo ama doğum anneliğin doğum esnasındaki çektiği acı anneliği kutsal yapan şeylerden biri bence. Şöyle bir ayetde de yazıyorki cennet annelerin ayaklarının altında . Benim annemde bana der ki kızım anne olmadan annelik nedir bilmezsin o duygu bambaşka bir şey kelimelerle ifade edilmiyor bence.

    yasemin ışık (unauthenticated)
    Oct 25, 2013

    Otizim nedir, ve belirtileri nelerdir ve bu bir engelmidir okula gitmeye hayatı dolu dolu yaşamaya bence değildir tam olarak tedavisi yok tamam ama artık başarılı doktorlarımız sayesinde otizimli çocuklara nasıl davranılması gerektiği onların nelerden korktuğu nelerden hoşlandığı ile ilgili çalışmalar yapılıyor. Bence oldukça da başarılı biz insanlarda bu çalışmalara destek verirsek otizimli çocuklar evde içine kapanıp asosyal bir birey olmak yerine hayatı seven ve mutlu yarınları olan bireyler olarak hayatlarını devam ettirebilirler. Bununla ilgili otizim nedir otizimli çocuklara nasıl davranılmalıdır bununla ilgili izlemiş olduğum videoyu sizlerlede paylaşmak isterim lütfen izleyin.http://cocuklarlakesifyolu.blogspot.com

    HATİCE VURAL (unauthenticated)
    Oct 25, 2013

    BİR ÇOCUK İSTEDİĞİ HERHANGİ BİR ŞEYİ YAPMAK İÇİN HER YOLU DENER MESALA 50 DEFA ABLA DER..
    ...SİZCE?

    Betül YORGUNER (unauthenticated)
    Oct 26, 2013

    yine profilo ve yine anlamlı reklamı.. Hoşuma gitti sizinle de paylaşmak istedim :)

    http://www.youtube.com/watch?v=NrH3mMBBugw

    Merve Güzeldal (unauthenticated)
    Oct 26, 2013

    katılıyorum hatice hiç bıkmadan sürekli söyleyebilirler nasıl bir inatçılık nasıl bir sabır anlamıyorum:)

    HANDE EREN (unauthenticated)
    Oct 27, 2013

    Arkadaşlar şuanda okuduğum Adem Durmuşun yazmış olduğu ''Çocukta öz güven gelişimi ve karakter eğitimi'' adlı kitabı okumanızı tavsiye ederim..eminim büyük katkılar saglayacaktır bizlere :-)

    Büşra Yalım (unauthenticated)
    Oct 28, 2013

    Üstün Dökmen'e göre Geleceğin suçlusunu yetiştirmenin 8 altın kuralı:

    1. Küçükken daha, çocuğa ne isterse vermeye başla!
    Ki herkesin onun geçimini sağlamakla mükellef olduğuna inansın…

    2. Fena sözler söylediğinde gül!
    Ki, kendisinin akıllı olduğuna inansın…

    3. Ona düşünmeyi, beynini kullanmayı öğretme sakın!
    Bırak, on sekizine gelince kendisi karar versin…

    4. Yerde bıraktığı her şeyi kaldır: kitaplarını, giysilerini, pabuçlarını…Onun için her şeyi sen yap!
    Ki sorumlulukları hep başkalarına yüklesin…

    5. Onun önünde sık sık kavga et!
    Ki bir gün aile parçalanırsa pek de şaşırmasın…

    6. Ona istediği kadar harçlık vermekten kaçınma!
    Ki asla kendi parasını kazanmanın ne demek olduğunu öğrenmesin…

    7. Yiyecekmiş, içecekmiş, konformuş, tüm arzularını yerine getir!
    Ki istediklerini her zaman elde etmeye şartlansın…

    8. Komşulara, öğretmenlere, polise, vs. karşı hep onun tarafında ol!
    Ki hepsine karşı ön yargılarla davransın…

    reyhan özcan (unauthenticated)
    Oct 28, 2013

    ılk ögretmen benım cocuklugumda cok etkı ettı...nasıl mı ? sınıfta hep bır ayrımcılık vardı tabı ılk zamanlar anlamıyorsun ılerı kı donemde anlayrsnz...sureklı ogretmenın bellı bır ogrencılerle ılgılenmesı ,ılglsını hep o ogrencıler verıyordu bızde bır grup olarak bır kenarda oturuyorduk...dıkkat cekmek ıcın aramazlık yapıyorduk bu seferde bıze kızardı...sevgıyı ve ılgıyı başka turlu ıstedık olmadı tabıı...kurdela vardı ozaman okumayı yazmayı başaranlara takıyordu...ve yıne kurdela alısımız ck gectı oldu dıger ogrencılere gore...kendımı hep kotu hıssederdım..ve ortaoukla kadar kendıme guvenmedım...sureklı pasıf oldum....her şeyde sessız kaldım..sebep de ben yapmam kı ...ve temelım hep zayıf oldu ve o hocama hakkımı helal etmıyorum...ve hıçbır zaman ..cunku suan daha farklı yerlerde olabılırım de daha başarılı olabılırdım :::(((((((( oyuzden ben ılerısı ıcın daha dıkkatlı bır ogretmen olcam bundan emınım....

    yasemin ışık (unauthenticated)
    Oct 28, 2013

    Bugün derste ilk öğretmeni işledik. Evet ilk öğretmen, bugün rıza hocamız sordu ama cevap veremedim çünkü anlatarak o anları tekrar yaşamak istemedim ama yinede o günler gözümün önünde canlandı.Bir çocuğa o yaşlarda yüklenen ağır bir şey bence ayrımcılık. Çocuklar o yaşlarda zengin fakir ayrımını malesef öğreniyo hayatta öğrenmesi gereken daha güzel şeyler varken. Malesef bana ilköğretimde öğretmenlik yapmaya çalışan hocamız bana kendimi keşfetmemi sağlamak yerine bağırarak çağırarak ayrımcılıkla içime kapanmamı sağladı,hangi alanda iyi olduğumu bilemeden bir arayışdaydım ders çalışsam çalışmadı çalışmasam çalışıyo diyordu ne yapmam gerekiyordu bilemiyordum.Aradan 5 yada 6 yıl gibi bir süre geçti yolda gördüğümde nezaketende olsa slm vermek istemiyorum çünkü bende derin izler bıraktı.Rıza hocam banada çiz deseydi bir beyaz kağıda ilk öğretmeninizi bende farklı şeyler çizebilirdim.Ben o hocamı eleştirmek istemezdim ama bendeki izleri hala hayatımın belli safhalarını etkiliyo her o yüzden diliyorum ilerde bölümümün hakkını vererek yapabilirim. Malesef ayrımcılık demişken bizim öğretmenlerimizde şu da var çalışkan öğrenci tembel öğrenci bence bu da bir ayrımcılıktır.Örneğin en basit bir örnek verecek olursak bir öğretmen resim çizemiyor diye çocuğa sen yapamamışsın diyerek düşük not veriyor bence bunu yapmayada hakkı yok. Şöyle bir öğretmen duymuştum öğrenci hocanın verdiği konuyu çizemiyor ,çizmekte istemiyor öğretmen öğrenciye onun ilgilendiği bir konu hakkında resim çizmesini istiyor ve gerçekten çok güzel bir resim yapıp getiriyor çokta güzel not alıyor. Bence öğretmen kendi istediğini değil öğrencinin isteğini göz önünde bulundurmalı.

    FATMA POLAT (unauthenticated)
    Oct 28, 2013

    Rıza hocamız bugun derste, ilkokulda çocuklara takılan kırmızı kurdale hakkındaki fikirlerini bizlere açıklamıştı bende kendi fikirlerimi söylemek istiyorum.Kırmızı kurdale takmak çocuklarının başarısının artması ve hırslanması açısından iyi bir yaklaşım olabilir lakin kurdale alamayan öğrenciye yapacağı olumsuz etki bakımından doğru bulmuyorum.Kurdaleyi alamayan çocuk psikolojik yönden zarara uğrayabilir ve bu durum çocuğun hayatı boyunca unutamayacağı bir başrısızlık olarak kalabilir.Ayrıca çocuğun başarısı gerilemeye dahi sebep olabilir.Okuma yazmayı geç öğrenmek çocuğun başarısız olduğu anlamını taşımaz tam tersi çocuk ileride çok iyi şeyler başarabilir.Bu nedenle çocukların başarılı-başarısız diye yargılanmalarını çok yanlış buluyorum.

    FATMA POLAT (unauthenticated)
    Oct 28, 2013

    Ayrımcılık yapan öğretmen ;bir ülkeyi geri bırakan kişiliksiz ve zihinleri zehirleyen çocukların hayatını karartan, görevinin anlamını bilmeyen çıkar içindeki sözde eğitmenlerdir.

    FATMA POLAT (unauthenticated)
    Oct 28, 2013

    İYİ BİR ANNE ÇOCUĞUNU ANASINIFINA GÖNDERMEK İSTİYOR FAKAT BULUNDUĞU SEMTTEKİ OKUL KÖTÜ İSE BU OKULA ÇOCUĞUNU GÖNDERMELİ Mİ GÖNDERMEMELİ Mİ ? Okul kötü ise anne çocuğunu o okula göndermemeli diye düşünüyorum çünkü annenin çocuğu okula göndermedeki amaçlarına bakarsak : İyi bir eğitim, iyi bir öğretmen ,iyi bir çevre ve iyi arkadaşlar.. Peki kötü bir okulda bu kriterlerin bulunması mümkün müdür ? Çocuğun iyi bir eğitim alması iyi bir öğretmen ,iyi bir çevre ve arkadaşlarla doğrudan orantılıdır.Kenar mahallelerde yer alan bu okullara gelen çocukların hepsinin iyi,temiz, bakımlı olduklarını söyleyemeyiz, dolayısıyla böyle bir ortamda öğretmenlerde çocuklara karşı ''ayrımcılık'' yapması söz konusu olabilir.Fakir-zengin, temiz-kirli çocuklar arasında yapılan ayrımcılık gibi. Bu tür okullarda sınıflar çok kalbalık olduğu için öğretmen ne kadar iyi olsa bile her çocukla ayrı ayrı ilgilenemeyecektir. Diğer konu ise arkadaşlık. Okul öncesi çocuklar arkadaş seçme konusunda yetişkinler kadar tecrübeli olmadıkları için arkadaşlarını doğru bir şekilde seçemeyecek ve kötü ortamlara, kötü arkadaşlıklara yönelecektir ve bu durum belkide çocuğun hayatı boyunca kötü ortamlara yönelmesine sebep olacaktır.Bu nedenle eğer anne iyi, tecrübeli, eğitimli bir anne ise çocuğuna gerekli okul öncesi eğitimini tam olarak veremesede çocuğuna bişeyler vermesi,öğretmeye çalışması çocuğun kötü ortamlara yönelmesinden çok daha iyidir .

    HATİCE VURAL (unauthenticated)
    Oct 28, 2013

    iki anne tipide çocuğunu anaokuluna göndermeli çünkü bir çocuk belli yaştan sonra sorumluluk almalıdır ..iyiyi doğruyu seçebilmelidir bunlar hayatın en önemli gereklerinden bence:)

    yasemin ışık (unauthenticated)
    Oct 28, 2013

    İki çeit anne var elimizde. Ben kendim bu iki annenin ta kendiside olabilirdim.O an bu söyleyeceklerimi düşünürmüydüm bilemiyorum ama benim nacizane fikrim şu olurdu. Öncelikle bilgili anne isem okul da kötü ise şu bir gerçek ki hayat kolay değil. Evet okulun durumu kötü olabilir ben bilgili eğitimli bir insan isem bu okul için başvurmam gereken kurum ve kuruluşlar vardır bu ülkede devletimiz var evet bazen devlet yeterince ilgilenemiyor malesef o zaman şunu yapardım kendi çevre koşullarım bilgi ve hayat tecrübelerim ile okulu düzeltmek için öğretmen ve o okula öğrenci göndermek isteyen ailelerle görüşüp okulu toparlayabilirdim bunu yapan bir çok insan var ya da öğretmen var ben neden yapamim ki evet kolay bir şey değil belki ama hayatta ne kolay ki biz gelecek nesillerimizi düşünüyorsak bunu da yapmalıyız her şeyi devletten öğretmenden beklememek gerekir boşuna dememişler birlikten kuvvet doğar diye el ele verdikten sonra üstesinden gelinir bence.Şimdi ise bilgisiz bir anne olarak şunu söyleyebilirim.Ben iyi bir eğitime sahip değilim ama benim çocuğumun iyi bir eğitim alarak benim gibi cahil kalmasını istemem hayata farklı bir pencereden bakmasını,hayatın gizli keşfedilecek yönlerini çocuğumun keşfetmesini isterim.Ben şuna dikkat ediyorum.Geçmişte okuyup ama şartlardan dolayı okuyamayan o kadar çok insan varki o insanlar çocukları iyi bir eğitim alsın diye ellerinden geleni yapıyorlar. Ben okul kötü diye göndermemezlik yapmazdım. O okul düzeltilirken görsün ki eğitime verilen önemi, kötü gözüken bir şeyi istersek nasıl güzel hale getirebildiğimizi anlasın benim çocuğum isterdim. Ben eğitimsiz bir anne olarak da ne kadar iyi olsada göndereceğim anasınıfını ya da okulu eğitimsiz olmama rağmen göndereceğim okulu araştırırdım en azından çevremde sorup soruştururdum öğretmeni ve eğitimini.En azından elimden bu gelebilir çünkü biz insanlar ne ekersek gelecekte onu biçeriz.Bende ilerde nasip olursa anne olduğumda çocuğum için tabiki iyi bir eğitim düşünüyorum, benim gibi korkmadan duygularını ifade edebilen bir birey olmasını çok isterim.

    yasemin ışık (unauthenticated)
    Oct 29, 2013

    Geçen haftalarda rıza hocamız büyük resimden bahsetmişti. Sizce büyük resim nedir?Ben bu konu hakkında anlattığından beri düşünüyorum o kadar doğru ki bu konu hakkında söyledikleri rıza hocamızın. Ben şunları söylemek isterim BÜYÜK RESİM HAKKINDA biz Türkiyede yaşıyoruz. Bunu üzülerek söylüyorum ki Türkiyede tanımadığı bir çocuğun hayatına el atan çok az insan var.Örneğin bir çocuk daha dünyaya gelmeden korkar ve geldikten sonra o korku tanımadığı bilmediği dünyada katlanarak artar. Bazı insanlar evlilik dışı çocukları olduğunda istemezler ya cami kapısına ya çöp kutusuna ya da bir aileye para karşılığında satar. Bu çocuklar cami kapısında ya da çöp kutusuda kimse görmezse donarak ölebilir.Para karşılığında satılan çocuk ise zenginse aile cebine harçlığını koyar ya da istemesede hırsızlık kaçakçılık gibi işlerede bulaştırılabilir. Bu sadece bizim ülkemizdeki çocuklar için değil dünya çocukları için geçerli şeyler,dünyanın her yerinde olabilir malesef.Peki biz geleceğin önce annesi sonra öğretmenleri olarak dünyadaki ülkelerin devlet adamları biz bu çocuklar için neler yapmalıyız ki gelecek nesillerimiz bu durumlara düşmesin. Biz insanlar öğretmeni doktoru mühendisi çifçisi işçisi pilotu bahçivanı ahçısı mesleğimiz ne olrsa olsun mutlaka çocuklar için yapabileceğimiz bir şeyler olmalı. Örneğin o kişinin parası yok ne mi yapmalı bir çocuk esirgemeye gidip yarım gününü çocuklarla geçirip onlara güler yüz gösterse bu onları ne kadar mutlu eder hadi çocuk esirgemeyede gidemedi yolda gördüğü yada komşusunun çocuğuna güler yüzünü tatlı dilini gösterse çocuk bunu çok sever ve çocuklar zaten küçük yaşlarda sevgiye o kadar muhtaç ki küçüçük bir şeyle mutlu olabiliyorlar.Çocuğa yanlış olan bir davranışı anlatmakta önce onun güvendiği bir kişi olup sonra iyi bir model olmalıyız ki çocuk bunu anlayabilsin yoksa sen bunu yapma daha sonra sen kendin yaparsan bu davranışı ne çocuk yanlış olduğunu kabul eder ne de sen. Bence çocuğun eğitiminden sadece aile sorumlu değildir. AİLE, ÖĞRETMEN VE TOPLUM SORUMLUDUR. Biz sorumluluğumuzu yerine getirirsek o çocuklar dünyayı yıkmak yerine dünyayı yüceltir ve onlar da kendinden sonra gelen nesiller için bu çalışmaları yapar.

    MERVE İNAL (unauthenticated)
    Oct 29, 2013

    İyi eğitimli bir anne çocuğunu semtinde ki şartları iyi olmayan bir anaokuluna göndermeli mi? Öncelikle bu konu hakkında ikilemde kaldığımı dile getirmeliyim. Eğer sadece okul şartları kötü ama öğretmen iyi bir eğitim verebilecek nitelikteyse kesinlikle çocuk okula gönderilmelidir. Çünkü anne ne kadar iyi olursa olsun okulda belli bir düzen, yeni ortamlar, yeni arkadaşlar ile uyum içinde yaşamayı onlarla birşeyler paylaşmayı ancak bir toplum içerisinde öğrenebilir. Ve çocuk annesini hep anne gözünde onun korumacı nazı geçen bir kişi konumunda görür ama öğretmeni onun gözünde her zaman en doğruyu bilen onu kendisine rol model olarak görür. Bu yüzden okul eğitimi bir çocuk için çok önemlidir.

    Ama diğer açıdan düşünürsek anne eğitimli ama göndereceği okuldaki öğretmen iyi kriterlere sahip değilse çocuğun okula gitmemesi daha avantajlı olabilir. Neden? Derste işleğimiz gibi ilk öğretmeninin başarısızlıkları yalnışları sayesinde o çocuğun tüm okul hayatı ve yaşamının kötü etkilenmemesi için evinde annesinin aldığı iyi eğitim sayesinde daha iyi bir başlangıç yapabilir.

    Ama tabiki günümüzde şartlar çok gelişmiş durumda ulaşım, iletişim vs. gibi.. Bu yüzden sadece semtindeki okula bağlı kalmak zorunda kalmıyor veliler ve öğrenciler. Başka bi yerde ki iyi bir anaokulu seçeneği daima evde verilecek eğitimden daha kaliteli ve daha kalıcıdır. Sonuçta okul öncesi eğitim alan bir çocugun ileri yaşamındaki başarı oranı çok yüksektir..

    Merve Nur Özyaman (unauthenticated)
    Oct 29, 2013

    Bir anne eğitim,kültür,para,düşünce hemen her yönden mükemmelse çocuğunuda herkesten iyi tanıdığı için evet semtteki kötü anaokulundan bin kat daha iyi bir şekilde eğitebilir çocuğunu ama anaokulunda olabilecek her şeyi taşıyamaz eve.Çocuğun anaokulunda kendi yaşıtında bir sürü insan olacak ve hemen hemen düşünceleri birbirine yakın olacaktır.Örneğin minderden ev yapmak bunu evde eğitimli anne çocuğuyla yapabilir elbette ama çocuk kendi yaşıtından biriyle kendi düşüncesinde olan biriyle yapıp oynadığında daha çok zevk alır bence.Yani demek istediğim anne çok iyi eğitim verebilir ama çocuk bazı şeylerden de mahrum kalabilir.Bence iyi eğitimli bir anne çocuğunu o anaokuluna göndermelidir, evde öğretmeye eğitmeye devam edebilir ama o ortamdan da mahrum kalmamalı çocuk.Yeri geldiğinde pislikte çamurda oynamalıdır çocuk.Pislik ve çamur derken sadece taş topraktan bahsetmiyorum insan olarak çevre olarak kısacası hayat olarak.Ayrıca o anne o anaokuluna çocuğu göndermeyebilir ama hayatının sonuna kadar çocuğu evde eğitemez.O anaokuluna gidip biraz da hayatı öğrenmelidir.

    HATİCE VURAL (unauthenticated)
    Oct 29, 2013

    İLK öğretmen hayatımıza şekil veren anneden sonraki kişi....Bir öğretmen ne kadar iyiyse çocuk hayata bakış açısıyla hemen belli eder.öğretmen ne kadar içtense öğrenci eğitimi boyunca başarılı olur..ama ne kadar kötüyse çocuk ne zaman adını duysa o öğretmenin psikolojisi alt üst olur bu durum çocuğun aile hayatından eş seçimine ,eş seçiminden çocuklarına ...doğal olarak psikolojisi bozuk bir babanın yada annenin yanında olan çocukta etkilenecektir yani ilk öğretmen durumu düzenli yada düzensiz bir döngüdür diyebiliriz...

    HATİCE VURAL (unauthenticated)
    Oct 29, 2013

    Çocuklar meraklı olurlar yeni şeylere karşı olan ilgilerine karışmayalım çünkü tam hayatı yeni öğrenen bir insana karıştığımızda onu yapma bunu yap ,oraya gitme şuraya git,tabağını bitir,yatağını topla....yerine kitap okuyosa destekleyin ,elektirik malzemeleriyle uğraşıyosa bırakın uğraşsın kısaca bırakın hayatı öğrensin ,sorumluluk alsın..

    HATİCE VURAL (unauthenticated)
    Oct 29, 2013

    İlginç Bir Soru !

    Siz olsaydınız hangisini tercih ederdiniz?

    Hayatta Başarının Sırrı Dört yaşındasınız ve size bir çikolata veriliyor. Ancak çikolatayı hemen yemez beklerseniz daha büyük bir çikolata kazanacağınız söyleniyor. Ne yapardınız? Daha büyük bir çikolata için bekler miydiniz yoksa "küçük de olsa tadını çıkarırım" deyip yer miydiniz? Çok basit gibi görünse de bir çocuğun böyle bir durumda sergileyeceği davranış, yaşamının geri kalanında başarılı olup olmayacağı hakkında çok önemli ipuçları veriyor..

    (unauthenticated)
    Oct 29, 2013

    Bir bebek 560 gram doğmuş.Doğduğunda kalbi her 10 saniyede 1 kez attığından doktorlar yaşama şansının çok düşük olduğunu söyleyip vedalaşması için annesine vermişler. Annesi bebeği göğsüne yatırmış ve kısa bir sürede bebeğin mosmor cildi pembeleşmeye ve buz gibi gövdesi ısınmaya başlamış. Şuanda ise sağlıklı emekleyen bir mucize bebek...(hayat bu işte annelerimizin değerini bilelim)

    Fatma Nur Çalışkan (unauthenticated)
    Oct 29, 2013

    o anne çocuğunu o kötü okula götürmelidir. Bir çocuk yaşıtlarıyla birlikte aynı ortamda bulunmalı ve annesinden evinden başka bi dünya olduğunu da öğrenmeli ve sosyalleşmelidir.Bu sayede çocuk iletişim kurmayı oyuncaklarını paylaşmayı öğrenir.Belki öğretmen her öğrenciyle birebir ilgilenemeyebilir ama en azından çocuk okulda az önce bahsettiğim şeyleri öğrenir.
    Arkadaşlar okul öncesi dönemindeki hiç bir çocuk bana göre kötü çocuk yada zararlı arkadaş olamaz o çocuklar kötüyü iyiyi tam olarak bilemez ki...Gelelim okulun kötü çevresine...Annesi ya da babası gerekirse o çocuğu her gün getirip götürmelidir.

    Fatma Nur Çalışkan (unauthenticated)
    Oct 29, 2013

    İlk öğretmenini herkes iyi yada kötü mutlaka hatrlar. O kişi insanın kalbinde aklında yer edinir.Çünkü o kişi bir çocuğun anne babasından sonra karşılaştığı en bilgili kişidir ve merak ettiği,sorduğu sorulara anne babasından sonra cevap veren ilk YABANCI kişidir.Çocuklar zamanlarının çoğunu o kişiyle ilk öğretmenleriyle geçirir. Ona hayrandır örnek aldığı kişidir.Umarım hepimiz minik yüreklerin yetişkin olduklarında bile iyi hatırlıycağı hayran olacakları bir İLK ÖĞRETMEEN olabiliriz.Ayrımcılık yapan şiddet uygulayan kişilerin bilinçaltlarına gömdükleri ilk öğretmen olmayız :)

    Kübra Konuk (unauthenticated)
    Oct 29, 2013

    anneden sonraki ilk öğretmen bireyin bir sonraki hayatını çok yönlü etkileyebilir. bu yüzden o anne çocuğunu mahalledeki kötü şartlar içindeki okula göndermemelidir. çocuğa öğretilecek yada çocuğun görmüş olduğu her türlü kötü örnek ve kötü başlangıçlar beyinde depolanır ve olumsuz sonuçlar doğurabilir.

    özge mercan (unauthenticated)
    Oct 29, 2013

    hosbulduk hocam :)

    HANDE EREN (unauthenticated)
    Oct 29, 2013

    Arkadaşlar eğitimli,bilgili bir anne çocugunu semtindeki kötü olan bir anaokuluna göndermeli mi?yoksa göndermemelimi ?ben bu konu hakkında ikilemde oldugumu söyleyebilirim.Bir yandan düşünüyorum semtteki okul o kadar kötüyse icinde calısan ögretmenler olsun yeterince bilgi ve birikime sahip degilse anne cocugunu göndermemeli evde kendiside egiterek hayata hazırlayıp yetistirebilir.Ama bir yandanda düşündüğümde cocugun sorumluluk sahibi olsun,kendi yaşıtlarıyla oyun oynayarak eglenip birseyleri ögrenmesi olsun ,arkadaslarıyla kaynasıp ortamda kendini rahatca ifade edebilecek düzeye gelmesi olsun vs bunlar icin gitmesini öneririm..

    Hale Alali (unauthenticated)
    Oct 30, 2013

    Benim ilk öğretmenim çok iyiydi ondan söz ederken hep güzel şeyler gelir aklıma. Ayrımcılık yapmazdı benim öğretmenim sınıfı karma oturtur herkesin birbiriyle anlaşmasını sağlardı. Çalışkanları sınavlara kaydederken diğer öğrencilerle de ilgilenirdi. Ahlaki açıdan olsun dersler açısından olsun sınıftaki herkesle ilgilenen bi öğretmenim vardı. Ben o öğretmenim sayesinde okulu sevdim herkes tatil olsun isterken ben okulun açılmasını beklerdim.

    Hale Alali (unauthenticated)
    Oct 30, 2013

    Merve Nur'a katılıyorum bende o anne çocuğuna her ne kadar iyi eğitim verebilse de , çocuk anaokuluna gidip o ortamı yaşamalı. Her şeyin biraz olsun tadına bakmalı.

    Merve Güzeldal (unauthenticated)
    Oct 30, 2013

    anne profesor bile olsa çocuklar mutlaka anaokuluna gitmelidir çünkü çocuk sadece öğretmen için okula gitmiyor yeni ortam kurallar arkadaşlar mutlaka öğreneceği küçükte olsa kendisinin karakterini etkileyeceği şeyler bulunur..

    Merve Güzeldal (unauthenticated)
    Oct 30, 2013

    hatice ya cidden bu sorunun cevabı ne çok merak ettim hangisini seçerse çocuk ne kadar zeki oluyor bence çocuk elindekini de yer nasılsa diigerini de ağlayarak elde edebiliirim düşüncesiyle ama cevabını çok merak ettim:)

    Fatma Nur Çalışkan (unauthenticated)
    Oct 30, 2013

    Çocuklar uyusun diye söylenen ninniler onlarda ağrı kesici etki yapıyormuş.Bu araştırma 20 yıldır İngiltere de Dr. Nick Picket tarafından müzik terapisiyle yapılmış ve sonucu da ninnilerin çocukların ağrısını kestiği saptanmıştır :)

    yasemin ışık (unauthenticated)
    Nov 2, 2013

    hatice sana katılıyorum çocukları serbest bırakmalıyız ki tecrübe edinerek bir şeyin iyi veya kötü olduğunu öğrenebilsin.Biz insanlar dahi bu yaşımızda iyi veya kötü olan şeyi büyüklerimiz ne kadar kötü desede yaşamadan tecrübe etmeden vazgeçmiyoruz benim kardeşimde elektronik eşyalarla ilgileniyo televizyon bozulduğunda ya da kumandası onu yıkıp yapıyor ama biz yapamıyoruz.Böylece kendinide keşfetmiş oluyor yeteneklerini bize sergiliyor kardeşim ve diğer çocuklarda

    REYHAN OZCAN (unauthenticated)
    Nov 3, 2013

    Aşama Aşama Boşanma ve Çocuk...

    Boşanma, bütün çocukları aynı şekilde etkilemeyebilir.Çünkü her ailenin kendi içinde sistemleri, olayları değerlendiriş şekli ve boşanma biçimi birbirinden çok farklıdır.Boşanmanın çocuklar üzerindeki etkileri, ana hatlarıyla 5 aşamadan geçer.Bunlar:
    Boşanmayı İnkâr: Bu aşamada çocuklar, anne ve babasının ayrılacağını öğrenirler. Fakat gerçekle yüzleşmek istemeyebilirler. Çünkü karşılarında duran gerçek, onların kabul etmek istemeyeceği türden bir gerçektir. Anne ve babalar bu aşamada, çocuklarına, uygun bir şekilde boşanmayı açıklamalı ve sabırlı olmalıdırlar.
    Boşanma Durumunu Yaratan Nedenler Kızma: Bu aşamada çocuk artık boşanma durumunu yavaş yavaş anlamaya başlamıştır. Boşanma çocuk tarafından olumsuz olarak algılandığı için, doğal olarak boşanmanın sebeplerine karşı öfke hissedebilir.Bu öfke, ebeveynlerden birisine, akrabalardan birisine ya da çocuğun kendisine yönelik olabilir.
    Anne ve Babayı Birleştirme Çabaları: Çocuk içinde bulunduğu, dünyayı tanıdığı ortamı kaybetmemek için elinden geldiği müddetçe anne ve babayı birleştirmeye çalışabilir.Birleştirme çabaları, sözel olarak istek şeklinde olabileceği gibi, bazen de dolaylı yoldan çabalarla olabilir.Çocukların birleştirme çabalarına, bazen, anne ve babalar da zemin hazırlayabilirler.Ebeveynler, çocuğun bu durumu kabullenemeyeceğini düşünerek, her zaman açık bir kapı bırakmak isteyebilirler.Fakat bu durum, çocukların üzerinde olumsuz etki bırakabilir.Boşanma kararı verildikten sonra, çocuğa yeniden başlama konusundan ümit verilmemeli, bu konuda net olunmalıdır.

    Depresyon: Ne yaparsa yapsın, anne ve babasını birleştiremeyeceğini anlayan çocuklar, bazen, ümitsizliğe kapılıp, depresif duygu durumu yaşayabilirler.Bu durum başlangıç aşamasında, bilinçli ebeveyn tutumlarıyla aşılabilir.Fakat, çocuğunuzda ciddi depresyon belirtileri görüyorsanız kesinlikle bir uzmandan yardım almalısınız.
    Boşanmayı Kabullenme:Yaşanan her türlü şeyden sonra, çocuklar boşanmayı yeterince açık ve net değerlendirebilirler.içinde bulundukları durumu anlayıp, geleceklerini ve statülerini bu duruma adapte ederler.

    REYHAN ÖZCAN (unauthenticated)
    Nov 3, 2013

    UMUTSUZLARIN NEDENI DIYINCE AKLIMA BU ARASTIRMAYI DUSUNDUM...VE BU YAZIYI COK BEGENDIM...SIZINLE PAYLASMAK ISTEDIM...TEK SEBEP BU DEGIL TABI KI DE COCUKLARIN MUTSUZ OLMASINDA AMA NEDENLERI ARASINDA OLDUGUNU DUSUNUYORUM...ILK OGRETMEN ETKILI OLACAK AMA COCUKALRIN EVDEKI RUH HALLERIDE ETKILI BENCE ANNE VE BABANIN BIRIBIRILERINE KARŞI TUTUMLARI COCUGUN ILERDEKI YAŞANTISINI ETKILIYOR..BIR ÇOK ARKDAŞIMA ŞAHIT OLDUM...ELIİMDE SİHİRLİ BİR DENEGİM OLSA ...TÜM DÜNYAYA ÇOÇUKLARININ MUTLU OLMASINI SAGLARDIM ::::))))))))))))

    HATİCE VURAL (unauthenticated)
    Nov 3, 2013

    Çocukları suça teşvik eden etkenlerden bir diğeri de kitle iletişim araçları yani medyadır. Medyadaki olumsuz görüntülerin çocuğun zihinsel kodlarını ilmek ilmek işlemesi, çizgi filmlerdeki kötü karakterlerin çeşitli görsel efektler kullanılarak cazip hale getirilmesi, aile içerisindeki problemlerin çözüm kaynağı olarak hırsızlık, şiddet ve pornografinin dizi filmlerde yoğun bir şekilde senaryolaştırılması çocuklar tarafından bilerek ya da bilmeyerek örnek alınmakta ve çocukları suça teşvik etmektedir. Çocuk dizi film ya da çizgi filmlerde gördüğü sahnelerin aynısını ya kardeşine ya da okulda arkadaşına uygulamaya çalışmakta ve bu vesileyle olumsuz tutum ve davranışlara yönelmektedir.

    yasemin ışık (unauthenticated)
    Nov 3, 2013

    Evet ilk öğretmen öğretmen olmak isteyenlerin kafasında nasıldır? Evet hocam benim kafamda şöyle canlanıyor ilk öğretmen.İlk öğretmen öncelikle iyi bir iltişim gücüne sahip olmalı, bu mesleğe severek başlamalı ki yapabilsin, sizinde dediğiniz gibi sadece iyi giyinmiş aile çocuklarını değil diğer çocuklarlada ilgilenerek onlarında iyi bir hayata sahip olmasını sağlamalı.Her şeyden önce çocuğun kendine güven duymasını sağlayarak kendisini ifade etmesini sağlamalı.Böyle bir ülkede biz bunu başarabiliriz bence..Bir arkadaşımız sınıfta söylemişti.En iyi öğretmen favorisi olmayan öğretmendir.Bencede öyle kafaya bir kaç öğrenci koyup yola devam edersek sizinde anlattığınız gibi büyük resimde hiç hoş olmaz.Amerikada aileler bu kadar ilgiliyken ya da devlet bizim ülkemiz neden böyle ben bunu bir türlü anlayamıyorum. Bir bebek bile güzel giyinene bakıyorsa bizim çok çalışıp insanlarımızı uyarıp öğrencilerimize gereken önemi vermemiz gerekir. Hocam şöyle bir şey hatırlıyorum bunuda bize bir hocamız demişti. Pazarda veya başka bir yerde dahi olsan kıravatlı ve şık giyinen insanlara ayrı bir özenle yaklaşılıyor. Bunları çözmek için bizlere çok iş düşüyor açıkçası. Umarım çözüm üretenlerden olabilirim.

    yasemin ışık (unauthenticated)
    Nov 3, 2013

    Sen güzel olmayan insanı yanında tutar mısın? Neden olmasın yanımda tutarak onu düzeltebilirim.Evet belki marka giyinmiyor belki cebinde şık bir restorana gidecek parasıda yok evet hemen dışlamak gerekmez. Dışlamak yerine bu insana nasıl yardımcı olabilirim diye düşünmek gerekir.Belki parası yoktur ama güler yüzü ,hoş sohbeti , iyi bir dostluğu olabilr denemeliyiz denemeden uğraşmadan hiçbir şey bilemeyiz. Bir insan bir insanı dışlarsa bir gün dışlanan kendi olabilir ki olanlarda var.

    merve çelik (unauthenticated)
    Nov 10, 2013

    ikizler sevdikleri şarkıyı duyunca :) http://www.youtube.com/watch?v=2qo29DBrv78

    yasemin ışık (unauthenticated)
    Nov 28, 2013

    bu hafta insanlar arasında ayrımcılığı işledik. Ben ilerde nasip olursa bir öğretmen ya da nasip olmadı olamam anne olabilirim ilk eğitimi ben vereceğim. öğretmen ya da anne olduğumda onları bir nakış gibi işlemek isterim tıpkı şimdi ailemin ve hocalarımın beni işledikleri gibi. Her insan ikinci bir şansı hak eder hayat belki ona adil davranmamış olabilir ,çevrede kötü arkadaşlar sebebiyle kötü alışkanlıklar ya da farklı işlerde çalışabilir. Bu yüzden onları terk ederek bu sorunlara çözüm değil ancak destek vermiş oluruz. bu hafta rıza hocamız anlattı.Eskiden konuşma ihtiyacı duymazdım bana ne kazandıracak ki dediği insanlardan daha sonra onlara bir güler yüzle selam vererek onların içinde gizli bulunan cevherleri nasıl gördüğünü anlattı. Bu benim için çok önemli , bunu bize anlatmasaydı belkide ben ilerde ayrımcı bir öğretmen olabilirdim. Şu an şükrediyorum bu bilgileri öğrendiğim için

    (unauthenticated)
    Nov 28, 2013

    yemende yaşanan bir olay hala devam ediyor ve kimse dur demiyor buna yazık değil mi o ÇOCUKLARA

    http://www.haberself.com/h/4165/

    HATİCE VURAL (unauthenticated)
    Nov 29, 2013

    "BİR ANNENİN OĞLUNA YAZDIĞI İBRETLİK BİR MEKTUP" Annemin sadece bir gözü vardı. Öteki gözü çukurdu, yani yeri boştu. Ondan nefret ediyordum. Çünkü bu durum beni arkadaşlarımın arasında utandırıyordu. Babam, ben daha küçükken bir kazada öldüğünden, ailemizi geçindirmek de anneme kalmıştı. Bunun için okulda aşçılık yapıyordu. İlk okulda iken bir gün annem bana "merhaba" demeye gelmişti. Sanki, yerin dibine geçmiştim. Bunu bana nasıl yapabilirdi.? Onu görmezden geldim, ona nefretle bakarak oradan kaçtım... Ertesi gün sınıfta bir arkadaşım bana, "..Senin annenin sadece bir gözü var. Diğeri ne biçim.!" Dedi. Diğerleri de gülüşüyorlardı. O anda yerin dibine girmek ve de annemin ortadan kaybolmasını istedim. Bu yüzden, o gün onunla karşılaşınca dedim ki: -"Beni gülünç duruma düşüreceğine, ölsen daha iyi!.." Annem karşılık vermedi. Sadece, tek gözüyle bana biraz baktı ve uzaklaştı gitti... Dediklerim hakkında bir saniye bile düşünmemiştim, çünkü çok kızmıştım. Onun duyguları beni hiç ilgilendirmiyordu. Onu evde istemiyordum ama ev onun üzerineydi... Çok çalıştım, kendime yeter oldum, sonunda Singapur'a okumaya gittim. Bir süre sonra da evlendim. Birikimime borç ekleyerek kendime bir ev aldım. Daha sonra çocuklarım oldu ve hayatımdan memnundum. Annemi unutmuştum... Bir gün annem bizi ziyarete gelmişti. Öyle ya, kaç yıldır beni görmemişti. Kapıya gelince, çocuklarım tek gözlü birini görünce birden korktular, sonrada güldüler. "Babaanneniz" diyemedim. İçeri girince ilk fırsatta ona: -"Evime gelip çocuklarımı nasıl korkutabilirsin.? Buradan hemen git.!" Dedim Bu çıkışıma annem kısık bir sesle: -"Kusura bakmayın, ben yanlış adrese geldim galiba.!" Dedi ve çıktı-gitti... Aradan yine uzun bir zaman geçmişti. Bir gün "mezunlar toplantısı" için okulumdan bir mektup aldım. Karıma; "..iş seyahatine gidiyorum" diye bahane uydurdum. Mezunlar toplantısından sonra, birden aklıma düştü.'Sadece meraktan' eski evime gittim. Eski komşularımıza sorduğumda, "annemin öldüğünü" söylediler. Önce biraz sevinç duyar gibi oldum ama içimde bir burukluk ve sızı hissettim. Ben şaşkınca beklerken, "bana verilsin diye annemin bir mektup bıraktığını" söylediler. Açtım ve okumaya başladım: _En sevgili oğlum... Her zaman seni düşündüm. Singapur'a gelip çocuklarını korkuttuğum için üzüldüm... Mezunlar gününde geleceksin diye çok sevindim ve bekledim. Ama; "seni görmek için yataktan kalkabilir miyim" diye çok düşündüm... Seni büyütürken, 'tek gözümle' sürekli bir utanç kaynağı olduğum için de üzgünüm... biliyormusun biricik oğlum. .? Sen küçücükken, babanla birlikte bir kaza geçirmiştin. Baban öldü fakat sen, bir gözünü kaybetmiştin. Bir anne olarak, senin tek bir gözle büyümene dayanamazdım... Bu yüzden, babandan kalan tarlayı satarak, ameliyat masraflarına yatırdım. İşte ,şimdi o yeri boş olan gözüm var ya , onu sana vermiştim. Nakil çok başarılı geçmişti, hiç fark edilmiyordu. "O gözle, biricik oğlum görüyor ya..." diye çok mutlu oluyordum . ana yüreği ya oğul, sana 'sen benim gözümle görüyorsun 'diyemedim .. Başarılarından dolayı seninle o kadar gurur duyuyordum ki, bu bana yetiyordu. Her şeye rağmen, sen benim oğlumsun... Bütün sevgilerimle... Annen. | Sadece 1 Anneniz Var.Annenizi Üzmeyin.

    HATİCE VURAL (unauthenticated)
    Nov 29, 2013

    BU MEKTUBU SIKILMADAN OKUYUN İNANIN ÇOK ETKİLEYİCİ ….ANNELİK BUDUR …AMA DÜŞÜNELİM BİZ NE KADAR EWLATLIK YAPIYORUZ ANNE VE BABAMIZA

    HATİCE VURAL (unauthenticated)
    Nov 29, 2013

    ÇOCUKLAR ANNE VE BABALARINI ÖRNEK ALIRLAR .BU NEDENLE AİLEYE ÇOK BÜYÜK BİR GÖREW DÜŞER.AİLELER DAWRANIŞLARINA DİKKAT EDERSE ,TOPLUMA SAĞLIKLI BİREYLER KAZANDIRIRLAR VE GELECEK NESİL ÖRNEK NESİL OLUR

    HATİCE VURAL (unauthenticated)
    Nov 29, 2013

    BÜTÜN ÇOCUKLAR AYNIDIR SADECE FARKLI YETENEKLERİ VARDIR. ÇOCUKLAR,İNSANLAR ARASINDA AYRIM YAPMAK SAKINCALIDIR .BELKİ BİZİM YAPTIĞIMIZ BİR AYRIM ÇOCUĞU HAYATA KÜSTÜRECEK OKUL KAVRAMINI SEWMEYECEK..GELECEK HAYATINI ÖLDÜRECEKTİR..İNSANLARI KIYAFETİNE GÖRE ,DÜŞÜNCESİNE GÖRE DEĞERLENDİRMEK ÇOK YANLIŞ ÇÜNKÜ TÜM İNSANLAR AYNI …AMA NE YAZIKKİ ETRAFIMIZDA BU AYRIMI YAPAN AİLELER ,ÖĞRETMENLER VE NE YAZIK Kİ ARKADAŞLARIMIZ…GÜNÜMÜZDEKİ İNSANLAR HER TÜRLÜ AYRIMI YAPIYOR AMA NE ZAMAN İŞLERİ DÜŞSE ANINDA YANINA GELİYORLAR ..ÖNEMLİ OLAN ZOR ZAMAN MI….

    yasemin ışık (unauthenticated)
    Dec 2, 2013

    Evet arkadaşım bu hikayeyi daha öncedende okumuştum. Senin sayende tekrar okuyarak yine farklı yerlere daldım ve bazı duyguları yeniden yaşadım. Bu hikayede annenin nasıl fedakar biri olduğunu çok güzel anlatmışlar evlada baktığımızda annenin tek gözlü olmasından dolayı neler hissettiğini de gördük. Ayrımcılk hor görme insanlara nasıl duygular yaşatır. Acaba bunu yaşatan insanlar bir gün kendileri bu duyguları yaşadığında neler hissediyorlar sormak lazım

    yasemin ışık (unauthenticated)
    Dec 2, 2013

    Henüz çok gençken kocasını katbetmiş,ondan kalan tek oğlunu yetiştirmek için dişini tırnağına takarak çalıştırmıştı.Onu kimseye muhtaç etmeden yetiştirmekti arzusu.Bu hayallerle geçirdi günlerini.Gençti, güzeldi geri çevirmişti evlenme teklifini,oğlunu yabanellere vermek istemiyordu.Başkalarına çamaşır yıkadı, temizlik yaptı, oğlunu hiçbir şeye muhtaç etmedi.Oğlu okuyacaktı, mesleği eline alınca, artık geri kalan ömrünü oğlunun yanında geçirecekti. Bu hayallerle geçti yıllar, bu hayalle bitti yıllar. Nihayet oğlu Hukuk fakültesi'ni bitirerek hakimlik görevine başladı. Ana sevincinden yere göğe sığmıyordu. Sıra oğluna layık bir kız bulmaya geldi, bunu da bulunca artık gözleri arkada kalmayacaktı. Tam istediği gibi bir kız buldu. Dışını görüyor içinden haberi yoktu. Seviyordu gelinini, öz evladı gibi. Bir an önce düğün olsun istiyordu. Sanki kendi evlenecekti. Bir an önce taşınmak istiyordu yeni evlerie, artık bir köşeye oturup torunlarını sevecek, geçmiş tatlı bir hatıra olacaktı... Nikah gününe bir ay kalmıştı, tenekesi yarine konuluyordu. Demek ki annesi bir çöp tenekesiydi. O çilekar ve fedakar kadın, canı gibi sevdiği kadın, anasını koyacak yer bulamıyordu, hayat arkadaşı olacak kız da, anasına çöp tenekesi diyordu!.. Tek kelime konuşmadı eve dönüncede bir şeyden bahsetmedi, zavallı anne gelininin hakkında söylediklerinden habersiz, nasıl olduğunu soruyor, sürekli onu övüyordu. Acı acı güldü bu durum karşısında genç adam.Nihayet nikah günü gelmişti.Bütün hazırlıklar bitmiş arabalar dairenin yolunu mekan tutmuşlardı. Salon ağzına kadar doluydu.Dışarıya kadar taşan davetli kulesinde h eyecan kol geziyordu,yeni evlenecek çiftleri görmek için. Ve memur geline sordu:_ Kızım Ahmet oğlu Cihan'ı zevceliğe kabul ediyor musun? E vet kabul ediyorum _Peki oğlum sen,Zeynep kızı zeliha'yı zevceliğe kabul ediyor musun? Hayııııır etmiyorum. Salonu ayağa kaldırdı bu . Gözlerde hayret ifadesi herkes şok geçirmiş gibi erkeğe Cihan'a bakıyorlardı. Memur şaşırmıştı. _Peki şimdiye kadar nerede idin? _Efendim babam beni küçük yaşlarda bırakarak vefat etti. Annem dışarılarda çalışarak gençliğini bana harcayarak çalıştı çabaladı. Giymedi giydirdi, yemedi yedirdi. Beni büyüttü, beni okutup adam etti. Annem benim yanımda oturup rahat edeceği zaman bu gördüğünüz gelin hanım annemi bir çöp tenekesi yerine koyarak evde onu koyacak yer bulamıyor. Annemi bir çöp tenekesi olarak görüyor ve onu istemiyor. Benim annemi istemeyen, ona o şekilde muamele yapan kadını ben de istemiyorum.Varsa annesi çöp tenekesi detirtecek buyursun gelsin alsın. Yerinden kalkarak annesini aldı hayret ve gözyaşları arasında salondan çıktı. (Bu olaydan sonra gelin kız evine döndü ve aradan 20 yıl geçmesine rağmen evlenmemiş) İşte arkadaşım burdki evlat ise hor görme ,ayrımcılık duygusunu karşı tarafın yaşamasını sağlamış. Demek ki çok güzel olmuyormuş bu duygular ki hala evlenmemiş. Bu anlattığım hikaye gerçek ve yaşanmıştır. Demek istediğim hoşumuza gitmeyen, bizim canımızı acıtan davranışları başımıza gelmeden empati yeteneğimizi kullanarak karşı tarafı anlamaya çalışmak. Bu bana yapılsa neler hissederdim diyebilmekrir.

    Merve GÜZELDAL (unauthenticated)
    Dec 2, 2013

    http://www.acunn.com/video/yetenek-sizsiniz/toprak-aksoyun-okuma-performansi/4138
    bence otizm bir hastalık değildir otizmli bir çocuğa sahip aile için kabullenmek bunu fark edebilmek pek kolay olmasada kabullendikten sonraki süreçte bence çocuk iyi duruma getirilebilir ve bu videodada ona bi kanıttır.

    Merve GÜZELDAL (unauthenticated)
    Dec 2, 2013

    ABD’de çok fazla yağış alan bölgelerde yaşayan çocukların otizm geliştirme riskinin daha yüksek olduğu ortaya çıktı. Bu çocukların kapalı alanda daha fazla vakit geçirdiklerinden mi yoksa yağmurla birlikte havadaki kimyasallar yere indiğinden midir veya genetik yatkınlığı harekete geçiren çevresel tetikleyicilere daha fazla maruz kaldıklarından mı bu durum ortaya çıkıyor hala araştırılıyor.Konuyla ilgili değişik görüşler de var. Uzmanlara göre, bu bağlantı vitamin D eksikliği ile açıklanıyor. Küçük çocuklarda vitamin D eksikliğinin problem yarattığı araştırmalarda ortaya konmuş durumda. Çocuklar çok fazla dışarı çıkmadıklarında, yeterince D vitamini alamıyorlar ve bu da otizmi tetikliyor.

    Waldman, durumun çocukların TV veya video izlemeye çok fazla zaman ayırmalarından kaynaklanabildiği ve küçük yaşta televizyon seyretmeyle bilişsel sonlanım, davranış problemleri, uyku sorunları vs. arasında ilişki olduğunu gösteren çeşitli makaleler söz konusu diyor.

    Son otuz yıldır, otizm teşhisi konmuş çocuk sayısında dramatik bir artış gözlendi. Bu oran 1/2,500′den 1/150′ye yükseldi. Bu artışın bir kısmı muhtemelen daha iyi teşhis konulmasından ve otizmin değişen tanımından kaynaklanıyor. Otizm artık otizm spektrum bozukluğu olarak adlandırılan çok çeşitli durumları içeriyor.

    Bildirim Archives of Pediatrics & Adolescent Medicine’in Kasım sayısında yayınlandı.

    Büşra özdurdu (unauthenticated)
    Dec 2, 2013

    http://www.youtube.com/watch?v=2jdAGlbAebY

    Rıza Ülker
    Dec 4, 2013

    Fotoğrafçı Thimothy Archibald, fotoğraflarıyla otistik oğlu Elijah ile olan ilişkisini sergiliyor. Dr. Rıza Ülker

    http://www.okumakoltugu.com/kultur-sanat/etkileyici-tekrarlar.html

    FİLİZ YALAV (unauthenticated)
    Dec 4, 2013

    Otizm spektrum bozukluğunun nörolojik nedenlerden kaynaklandığı sanılmaktadır. Otizm tanılı bireylerin yaklaşık yarısında beyinde EEG ile saptanan anormal elektrik hareketleri; yaklaşık dörtte birinde ise nöbet, istemsiz hareketler, bilinç yitimi vb. nörolojik sorunlar görülmektedir.
    Otizm spektrum bozukluğu bir ruh hastalığı değildir; ancak, belirtileri bazı ruh hastalıklarını çağrıştırabilir.
    Yapılan bilimsel araştırmalar, otizm spektrum bozukluğunun çocuk yetiştirme özellikleriyle ya da ailenin sosyo-ekonomik özellikleriyle ilişkisi olmadığını göstermiştir AyrıcaTedavide ailenin eğitimi önemlidir. Saldırgan ve kendine zarar verme davranışlarına karşı ilaç tedavisi kullanılabilir. Davranış tedavisi kullanılmaktadır.

    Gülendam Kolsuz (unauthenticated)
    Dec 6, 2013

    Otizm bir engel değildir erken teşhisle otizm spektrumlu hasta eğitildiği takdirde mükemmel sonuçlar alınabilir.Eğer otizm bir engel olsaydı Dünyaca ünlü besteci Beethoven, elektrikli ampülün muciti Thomas Edison, Albert Einstein, ünlü sanayici Henty Ford, Dünya edebiyatına muhteşem eserler kazandıran Franz Kafka neden bu engel olarak görülen özel insanlara bahşedilmiş gizli yeteneği aştılar ve böyle başarılı bireyler oldular ? Günümüzde insanlar etiket denen şeye o kadar takıntılı hale gelmişlerki bu olağanüstü beceriyi bir engel olarak görüyorlar.

    HATİCE VURAL (unauthenticated)
    Dec 8, 2013

    OTİZİMDE, ERKEN TEŞHİS ÇOK ÖNEMLİ….ERKEN TEŞHİS YAPILDIĞINDA HAYAT ÇOK İYİ DEWAM EDİYOR VEMÜKEMMEL YETENEKLER ORTAYA ÇIKIYOR .LÜTFEN GOOD DOCTOR'I İZLEYİN SÜPER ANLATILMIŞ BU KONU

    Gülendam KOLSUZ (unauthenticated)
    Dec 9, 2013

    Sebati Karakurt

    Erzurum kahvelerinde anlattığı ‘‘gerçekdışı anılar’’ıyla, bir anda ünü türkiye'ye yayılan, ancak hiçbir gazetecinin, televizyon kanalının röportaj teklifini kabul etmeyen 84 yaşındaki teyyo pehlivan'ın lügatında ‘‘imkansız’’ diye bir sözcük yok. Sağdan soldan gelen üç beş kuruş yardımla geçinen Pehlivan'ın, büyük meblağlardaki tekliflere de ihtiyacı yok. Çünkü dilediği herşeyi yaşayabiliyor. Dünyanın her yerinde, dilediği zamanda, dilediği kişilerle birlikte olabiliyor. Ya bir dağın zirvesinde ayılarla boğuşuyor, ya nancy reagan'ın ‘‘rica ettiği’’ üç bin atı uçağa attığı gibi amerika'ya yetiştiriyor. Bir gün ingiltere kraliçesi'yle, birgün türkan şoray'la geziyor. Herkesle konuşmuyor ama... Mesela Ronald Reagan'ın her telefonuna çıkmıyor. Kendisine ‘‘palavracı’’ diyenlerin yanında bir dakika durmuyor. Zekasından kuşkulandıklarının yanında uzatmıyor lafı... Yine de her akşam, herkes onun bulunduğu kahvenin yolunu tutuyor. Kişiliği ve anlattıklarıyla erzurum ansiklopedisi'ne giren Pehlivan, ısrarlı gazetecileri dövmekten de çekinmiyor.

    Lügatında imkansız, erişilemez sözcüklerinin yer almadığı biri. 85'inde olmasına bakmayın, kahvenin ortasında, Hürriyet Erzurum muhabiri Sayıl'la bana okkalı cinsinden öylesine ikişer yumruk patlattı ki ikimiz de hala yutkunamıyoruz.

    Ronald Regan'dan Bill Clinton'a, Atatürk'ten İnönü'ye kadar herkes onun arkadaşı adresi de çok kalabalık değil. Üzerine ‘‘Teyyo Pehlivan/Erzurum’’ yazan her mektup onun eline geçiyor. Televizyon kanallarının yüzmilyonlarca liralık tekliflerini hiç düşünmeden geri çeviriyor, medyadan uzak duruyor. Bu konuda fazlaca ısrarlı olanların yüzünde teyyo Pehlivan'ın hatırı sayılır yumruklarının izi kalabiliyor. Onun anlattıklarını yerel temmuz dergisi sık sık yayınlanıyor ama Sayıl Narmanlıoğlu'nun Hürriyet'teki haberinden sonra şimdi onu tüm Türkiye tanıyor.
    Ünli gazetecinin ağzından Teyo Pehlivan..

    FATMA POLAT (unauthenticated)
    Dec 9, 2013

    TEYO AĞA PALAVRALARI :)

    VAPURU NASIL ÇIKARDIM ?

    Bir gün gahvede oturiram, telefon çaldi.

    "Pehlivan seni telefona istirler" dediler.

    Gaktım baktım, Trabzon Valisi:

    - Pehlivan, denize bir cip düştü... Çok uğraştık çıkaramadık... Allah'ını seversen gel bize yardım et.

    Gıramadım herifi. Gettim Trabzon'a. Atladım denize. Tahtim halati cipe. Bir eliminen halatı çekirem, bir eliminen de gulaç atirem. Öyle bir ağır ki sormayın... Çekirem çekirem yerinden zor kıpırdir. Tikkatli baktim ki bir de ne görim? Meğerse cipe koca bir vapur takılmış. Sonunda hayli terledim ama cipi de, cipin kuyruğuna takılmış vapuru da çıkardim''

    ATATÜRK İLE AVA GİTTİM

    Rahmetli Atatürk, İsmet İnönü birde ben Suriye sınırına ava gettik, elimizde mavzerler var, birde ne görim havada bir bölük durna dönüp durir, ilkin Atatürk ateş etti, vuramadi, sonra İnöni atdi oda vuramadi, ben elime mavzeri alıp ya Allah Bismillah diyip tetige toğundum, birde bağdım bir bölik durna ayağımın dibine düşti, hemen Atatürk yanıma gelip sırtımı sıvazladi "Aferim Teyyo eyi atıcıymışsan" dedi.

    yasemin ışık (unauthenticated)
    Dec 12, 2013

    2 haftadır özel eğitim konusunu işliyoruz. Bu konuda Rıza hocamız sağolsun bizi çok bilgilendirdi bilgilendirmeyede devam ediyor. 2haftadır düşünüyorum yurt dışında normal karşılanan bu rahatsızlık neden Türkiye gibi bir ülkede normal karşılanmyor. Bu rahatsızlığıda tıpkı kolumuzı,bacağımızı, yürüme yeteneğimizi kaybettik diye düşünelim ya da yaşlandık ve artık özel bakıma ihtiyacımız olduğunu düşünelim. Yaşadığımız ya da yaşayacağımız her şeyi biz seçmiyoruz ki söylemiş olduğum rahatsızlıkları ya da yaşlarıda biz seçmiyoruz. Bu saydığım konularda pek çok insan var ki hayatta onlara destek olan insanlar sayesinde kendilerini geliştirdiler kimileri baskette kimileri resimde kimileri farklı bir alanda kendilerini öyle geliştirmişler ki şaşmamak elde dğil demek ki azim ve onlara biraz destek onların yaşamını çok güzel hale getirerek hayatta mutlu olmalarını sağlıyor. Demek istediğim şu ki biraz destekle ister otizm spektrumu ister üstün zekalı olsun bunlar dikkatli aileler ya da öğretmenler öğretmenler tarafından erken yaşlarda farkedilirse onların yaşamı da mutlu olabilecekleri hale dönüşür. Ayrıca onlarında o kadar iyi oldukları konular var ki rıza hocamızın anlattığı teyo pehlivan ya da Londrada yaşayan otizm spektrumu olan arkadaş o zekayla nasıl şeyler başardığını hepimiz izledik ve duyduk. Hiç birimiz dört dörtlük değiliz. Biz normal olan insanlar kendimizi normal sanıyoruz ama bizimde eksiklerimiz var. Örneğin ben otizmli değilim ama o arkadaş kadar kuvvetli bir zekam yok. Bu o arkadaşın zeka konusunda benden üst seviyelerde olduğunu gösterir. Bizler destek olmazsak daha çok teyo pehlivanları tanımadan ya da Londrada yaşayan arkadaş gibi bir çok başarı getirecek insanları keşfetmeden onları kaybedeceğiz malesef.

    FİLİZ YALAV (unauthenticated)
    Dec 16, 2013

    Çoklu zeka teorisine göre, her öğretmenin sınıftaki her öğrencinin bireysel farklılığını çok ciddi olarak ele alması gerekmektedir. Çoklu zeka teorisinin öğretim alanına sağladığı en büyük katkı, öğretmenlerin sahip oldukları öğretim yöntemleri repertuarlarının sözel-dil ve mantıksal-matematiksel zeka alanlarının dışına çıkarak daha da genişletmeleri gerektiğini vurgulamasıdır.

    Bu yönüyle çoklu zeka teorisi, çok kapsamlı bir öğretim modeli ortaya koyarak, öğretmenlerin sınıftaki bütün öğrencilere ulaşabilmek için öğretimde yöntem zenginliğine gitmeleri gerektiğini vurgulamaktadır.

    FİLİZ YALAV (unauthenticated)
    Dec 16, 2013

    biz öğretmenler olarak bize düşen görev çocuğun hangi zeka kuramına sahip olduğunu öğrendikten sonra onu bu konuda desteklemek ve olduğundan daha iyi bir konuma getirmektir. Neden ? çünkü 1 ve ya 1 'den fazla zeka kuramına sahip bir çocuğun bunu geliştrebilmesi için bazı etkenler etkilidir bu etkenlerin en önemliside Çevre dir. çocugu desteklemeyen bir etken olmadığı sürece zekasını ve yeteneği körelir.

    Filiz YALAV (unauthenticated)
    Dec 16, 2013

    Bugün izlediğimiz vdeo hakkında konuşmak gerekirse biz gerçekten öğrencileri bir araç gibi kullanıyoruz. okula gel sırada otur 40 dk sonra 10 dk da ihtiyaçlarını karşıla daha sonra tekar 40 dk otur dersi dinlemek zorundasın derste başka bir şeyle uğraşmayacaksın . bizim çocukları serbest bırakırsak belki % 30 u sadece okula gelir bu da eğitim sisteminden kaynaklanıyor. çocukları aşağılamamak ve rahat bırakmak gerekir . eğitimin gerçekten öğrenci merkezli olması gerekiyor. zaten bizim amacımız yeni nesil yetiştirmektir. çocuklar artık okulda kendini robot gibi hissedyor. bir makine haline getirilmiş şekilde yetiştirilmek onların hakkı değil.

    yasemin ışık (unauthenticated)
    Dec 16, 2013

    GARDNER çoklu zekayı şu şekilde tanımlamıştır. Çoklu zeka zekayı tek ve baskın bir yetenek olarak görmekten ziyade çeşitli ve özel boyutlardan oluştuğunu söylemiştir. Gerçektende hepimizin öğrenmede ağır bastığı zeka türleri vardır. Örnek verecek olursak ben kendim sözel ve de görsel zekaya sahip olduğumu düşünüyorum.Çalışırken mutlaka not çıkarmam gerekir ya da bana biri bir şeyi ne kadar anlatırsa anlatsın onu görmeden anlamam. Bunları yaparak daha iyi anladığımı düşünüyorum ,yoksa bir tabir vardır. Bir kulağımdan girdi, öbüründen çıktı yani bana anlatılanlar havaya karışmış olur.

    Merve GÜZELDAL (unauthenticated)
    Dec 16, 2013

    Gardner araştırmalarında öne sürdüğü bazı tespitlerden yada tanımlamalardan tepki almıstır mesela kuramlarına ad hoc yani varsayım adını vermesi zeka kavamını genişletmemesi aksine zekanın yokluğunu reddederek diğer insanların yetenek kelimesini kullandığı gibi geleneksel olarak zeka kelimesini kullanıyor olmasıydı bu Robert J. Sternberg, Eysenck ve Scarr tarafından eleştirilmiştir.
    Gardner IQ testlerinin sadece sözel mantıksal ve matematiksel zekayı ölçtüğünü savunmuştur ancak psikolog Alan S. Kaufman uzamsal sekayıda ölçtüğünü savunmuştur.

    Merve GÜZELDAL (unauthenticated)
    Dec 16, 2013

    aşağıdaki videoyu izlemenizi öneririim arkadaşlar öğretmen merkezli eğitimin ne kadar katı olduğunu göreceksiniz:)önemli olan ders saati yada müfredat olmamalı öğrencinin ders sonunda birşeyler öğrenip dersten ayrılması olmalıdır...
    http://www.izlesene.com/video/cem-yilmaz-egitim-sistemi/7130872#

    Merve Nur Özyaman (unauthenticated)
    Dec 16, 2013

    Zekaya İlişkin Eski Bakış Açısı
    - Zeka sabittir.
    - Zeka niceliksel olarak ölçülebilir.
    - Zeka tekildir.
    - Zeka gerçek yaşamdan soyutlanarak ölçülür.
    - Zeka öğrencileri sıralamak ve olası başarılarını kestirmek için kullanılır.

    Zekaya İlişkin Yeni Bakış Açısı
    - Zeka geliştirilebilir.
    - Zeka herhangi bir performansta veya problem çözme sürecinde sergilendiğinden sayısal olarak hesaplanamaz.
    - Zeka çeşitli yollarla ortaya konulabilir.
    - Zeka bağlam/gerçek yaşam durumlarında ölçülür.
    - Zeka bireylerin gizil güçlerini ve onların başarılı olabilecekleri farklı yolları anlamak için kullanılır.

    Bugün hoca bu konuyu işlerken özellikle 'varoluşçu zeka' üstünde durdu sanki bana öyle gelmiş de olabilir ben onun hakkında araştırma yaptım bu yüzden merak ettim. Gardner'a göre her öğrencinin kolaylıkla öğrenebileceği bir yol mutlaka vardır. Çoklu Zeka Kuramı'nı geliştiren Howard Gardner, henüz kesin sonuçlandırmamış olduğu son araştırmalarında 9. zeka türünden söz etmektedir:

    Varoluşçu Zeka (Existential Intelligence).

    Varoluşçu Zeka (Existential Intelligence), hayatın anlamı ve hayatın başlangıcı gibi insanın varoluşu hakkındaki sorulara karşı duyarlılık olarak tanımlamaktadır. Varoluşçu zeka, insan varlığı ile ilgili daha geniş ve derin sorular sorma (örneğin yaşamın anlamı, niçin doğarız, niçin ölürüz, bilinç nedir?) eğilimindedir.

    Gardner'a göre Varoluşçu Zeka kişinin varolmak, yaşam, ölüm ve sonsuzluk gibi temel sorulara verdiği yanıtlarla, evrenin ve kaderin bilmeceleri karşısında aldığı tavırlar ve verdiği mücadelelerle kendini gösterir. Din adamları ve filozoflar bu zeka türü gelişmiş insanlara en iyi örneklerdir.

    Gardner böyle düşünmüş ve tezini sunmuş. Ben de bütün insanlar da zekanın olduğuna inanıyorum illa herkes aynı şeyi aynı şekilde yapacak diye bir kural yok ama çoğumuz mesela şuan ailemizin istediği şeyleri yapıyoruz kaçımız kendi ilgi alanımıza hoşlandıgımız şeye dari bir şeyler yapıyor çok küçük yaştan beri bastırıldığı için var olan yeteneklerimiz de köreldi belki de yok oldu bilemiyoruz.
    Tolstoy'un bir sözü de bugün hocanın gösterdiği şeyleri özetliyor bence: "İnsanlar dünyayı değiştirmeye kalkıyor da kendilerini değiştirmeye yanaşmıyorlar."

    Fatma Nur Çalışkan (unauthenticated)
    Dec 16, 2013

    Garnerd'ın çoklu zeka kurumlarının bir çok yanlış anlaşılmaları ve eleştirileri olmuştur. Okuduğum makaleye göre çoklu zeka kuramı öğretim yöntemi olarak düşünülüyormuş. Çoklu zeka kavramı öğrendiklerime göre yorumlarsam eğer kişilerin öğrenmesine yardımcı olur direk öğretim yöntemi olarak kullanılmaz. Yani çoklu zeka kuramında bireylerin bir konuyu farklı şekilde öğrenmesinden ve uygulamasından bahseder. Buna bağlı olarak farklı zeka stillerine sahip olan kişiler esas alınarak bir öğretim yöntemi geliştirilebilir ama çoklu zeka direk öğretim yöntemi olarak kullanılmaz ama onun yardımı olur bence.
    İkinci eleştiride ise zeka ve yetenek çoklu zeka kuramına göre aynı mıdır? Gardnerd zeka ve yeteneğin aynı ifade edilmesine karşı olmadığını ama kimi öğelerin ( dil gibi ) zeka ve yetenek olarak adlandirilirken kimisinin ise (müzik gibi ) sadece yetenek olarak adlandırılmasına karşı olduğunu belirtmiştir. Bana göre ikiside doğuştan geliyor. Diyelim ki görsel zekası iyi olan biri El becerisi yardımıyla bu zeka yatkınlığını resim yeteneğine dönüştürebilir.
    Üçüncüsü de Çoklu zeka kuramının Öğrenme stilleri olduğu karmaşası. Öğrenme stillerinde insanlar konuları aynı stille öğrenir. Çoklu zeka kuramında ise farklı zeka kuramından birine sahip olanlar konuyu farklı şekilde öğrenir ve uygular.

    kübra konuk (unauthenticated)
    Dec 17, 2013

    rıza hocamızında söylediği gibi gardner önce ortaya 8 tane zeka çeşidi atmıştır fakat bundan sonra eleştiriler başlamış ve 9. olan varoluşçuluk zeka ortaya atılmış. ancak araştırmalar şu sonucu vermiş ve bu 9. zekaya biyolojik bir alan bulunmadığndn dolayı gardner bu zekaya yarım zeka adını vermiş. aslında tam olarak anlaşılmış ve yerleşmiş bir zeka değilmiş.

    hatice vural (unauthenticated)
    Dec 17, 2013

    çoklu zeka çok önemli bir konu bana göre.insan hangi alanda iyiyse o alana yönlendirilmeli..Geçmişten geleceğe insanlar bu şekilde yönlendirildi mi?bence hayır .örn:birçok insan yanlış seçimler nedeniyle yanlış bölümlerde okumakta .ama aileler,öğretmenler…vb kişiler farkına varıp insanları alanlarına yönlendirseydi hem mükemmel başarı hem de inanılmaz bir nesil olurdu.inanılmaz yetenekler ortaya çıkar hem insanların başarı seviyesi artar hem de ülkenin gelişmişlik düzeyi artardı.

    Gülendam Kolsuz (unauthenticated)
    Dec 19, 2013

    Dokuzuncu zeka olan varoluşçu zekanın (mükemmel zeka, evrensel zeka, tinsel zeka veya metafiziksel zeka) olabileceğini düşünen birçok kişi vardır.
    Gardner ilk tanımı sunduğunda “ölüm, en son gerçekler ve yaşam hakkındaki soruları uzun uzun düşünme ve ortaya atma eğilimi sergileyen bireyler” olarak bu zeka alanı gelişmiş bireyleri tanımlamıştır. Bu zeka alanı gelişmiş olan çocuklar niçin dünyada oldukları, diğer gezegenlerde yaşam olup olmadığı, hayvanların birbirini ve bizleri anlayıp anlayamadığı ve hayvanların cennete gidip gitmediği, insanların öldüklerinde nereye gideceği, cennetin nerede olduğu, cinlerin, hayaletlerin varlığı ile ilgili sorular sorarlar. Bunlar kainattan, onun çeşitliliğinden, karmaşasından kesin şekilde haberdar olan çocuklardır. Bu çocuklar sık sık yetişkinlerin cevaplayamadıkları büyük sorular sormakta ısrar eden çocuklardır.

    yasemin ışık (unauthenticated)
    Dec 22, 2013

    Evet arkadaşlar geçen hafta çoklu zekayı işledik. Sizce çoklu zekada kişiye ait zekayı nasıl keşfedebiliriz? Tabiki Rıaza hocamızın anlattığı öğrenci merkezli mi öğretmen merkezli mi Arkadaşlar bu zeka çeşitlerinden hangisine sahip olduğunuzu öğrenmek için öğretmenlerimizin bize bu zeka çeşitlerini anlatması bunu yaparkende uygulamalı olarak yapması gerekmektedir.Örnek verecek olursak sınıftan kimi görsel kimi duyusal kimide farklı zeka alanına sahip olsun. Öğrenci bunun farkında değil.Öğretmen öğrencilere yaptıracağı çalışmalarla öğrencinin hangi zekaya ya da zekalara sahip olduğunu ortaya çıkarabilir. Bunu yaptırırken kendi sadece yol gösteren olmalı geri kalan kısmı öğrenci kendisi yapmalı. Şu da bilinen bir gerçek kikimse başka birinin yaptıklarından gerçek bir tecrübe edinemez. Bunun için de öğrenci merkezli çalışmalar yapılarak öğrencinin yetenekleri ortaya çıkartılmalıdır.

    MERVE İNAL (unauthenticated)
    Dec 23, 2013

    DİSLEKSİ NEDİR ?
    Disleksi dinleme, konuşma, okuma, yazma, akıl yürütme ile matematik yeteneklerinin kazanılmasında ve kullanılmasında önemli güçlüklerle kendini gösteren bir öğrenme bozukluğudur.
    İlkokula başlayan disleksili çocuklarda eğitim alabilecek zihinsel gelişim henüz tamamlanmadıgı için okuyamazlar, yazamazlar ve matematiksel işlemleri kavramada zorluk çekerler. Ancak bu onların zeka düzeylerinde bir sorun olduğunu göstermez.Hatta zeka düzeyi çok yüksek çocuklarda da görülmektedir. Fakat bazen hastalık farkedilmeyebilir.Disleksililer zeka düzeyleri düşük olmadığı gibi özel yeteneklere de sahip olabilirler. Buna önemli kanıt disleksili olduğu bilinen bilim adamları ve sanatçılardır: Albert Eistein, Leonardo da Vinci, Tom Crouse, Mickey Mouse gibi. Disleksi’li çocuklarda dikkat bozukluğu da görülür. Bu nedenle bu çocuklara bir uzman tarafından sistemli bir dikkat eğitimi verilmelidir.Sözel, işitsel, görsel eğitim metodları seçilmelidir. Sınav sorularını çabuk okuyamazlar ve cevapları yazamazlar. Bu nedenle bu çocuklara sözlü sınav yapılması daha etkin olur. Çoktan seçmeli sınavlarda (test) daha başarılı olurlar.

    Yani disleksi olan çocuklara buna uygun eğitim verildiği takdir de başarılı olurlar. Hatta ilgi alanlarının üzerinde durulduğu takdir de o alan da dahiler çıkacaktır muhakkak.

    Her çocuk ayrı bir cevherdir. Yeter ki bu cevheri çıkarmayı bilen madenciler yani biz öğretmenler olsun..

    yasemin ışık (unauthenticated)
    Dec 26, 2013

    Disleksiyi arkadaşımız açıklamış. Ben arkadaşın söylediğine ek olarak şunları söylemek isterim. Dislekside artık yaygınlaştı günümüzde. B u kadar yaygınlaştıysa bu alanla gerçekten ilgilenilmesi gerekmektedir. İzlediğimiz Her Çocuk Özeldirde çocuğumuz disleksi ancak bundan ne annenin ne babanın ne abisinin ne de öğretmenlerinin haberi var. Sizce bu fiilmdeki çocuğun disleksi olduğunu neden anne -baba ya da öğretmenleri anlamadıda çocuk bu kadar bunalıma sokuldu hayattan soğuttular çocuğu.Hep psikoloji dersinde derizya kritik dönem önemlidir diye gerçektwn önemlidir. Hadi anne ya da baba anlamadıda öğretmenlerin anlamaması çocuğun yaşamını çok fazla zorlanacağına işarettir. Öğretmenlerimizin bu konu ile bilgili olup çocuğun yaşamını cehenneme değil cennete çevirebilme oranları yüksek Dislekside eğer öğretmeden ferk edip gerekli tedbitleri alarak eğitimde öğretmen merkezli değilde öğrenci merkezli bir eğitim sistsmi uygulamalıdr ki bu sayada çocuğun varsa özel yeteneleri de ortaya çıksın ve neler yapabileceklerini hepimiz görelim...

    Filiz YALAV (unauthenticated)
    Dec 26, 2013

    her çocuk özeldir filmi sekiz yaşındaki bir çocuğun, çalışmayı öğrenebilmesi için yatılı okula verildikten sonra resim öğretmeni sayesinde değişen hayatını ve başarısını konu alıyor. ailelerin ve eğitimcilerin izlemesi gereken bir filmdir.filmi izlediğimiz kısma kadar çocukta görsel zekanın ağır bastığını fark edebiliyoruz. çocuk gördüğü her nesnenin hemen hemen zihninde fotoğrafını çekip çizebilme kapasitesine sahiptir

    Filiz YALAV (unauthenticated)
    Dec 26, 2013

    her çocuk özeldir filminde Ishaan karakterindeki çocuğun hastalığı hakkında konuşmak gerekirse şöyle diyebilirz DİSLEKSİ hastalığı :Disleksi; okuma, yazma, akıl yürütme, dinleme, konuşma ve matematiksel becerilerin kazanılmasında kendini gösteren bir öğrenme bozukluğu olarak tanımlanıyor ve bu rahatsızlıktan muzdariplere ‘dislektik’ deniyor.

    Yunanca kökenli bir sözcük olan disleksi (dyslexia), ‘kelime kullanımında yaşanan güçlük’ anlamına geliyor. Dislektik olan, yani öğrenme güçlüğü çeken kişiler harfleri birbiriyle karıştırır, okuyamaz, yazamazlar. Okuduklarını kısa süre sonra unutabilir, harflerin seslerini telafuz etmede güçlük yaşarlar.
    Nörolojik kökenli bu rahatsızlık, doğuştan geliyor ve beynin sol yarım küresindeki dil kullanımıyla ilgili bölümlerdeki farklılaşmayla okuma, yazma ve telafuz edebilme yeteneklerinde görülen bozulmayla ortaya çıktığı öne sürülüyor. Beyin görüntüleme tekniklerinin göstergelerine bakılırsa, dislektik olan kişiler, bilgiyi farklı bir biçimde işliyorlarBu yüzden çocukları dersleri ile ilgili, okuduklarını anlamayla ilgili bir sorun yaşadığında ailelerin bunun peşine düşmeleri disleksinin çok daha erken yaşlarda fark edilip tedavi edilmesine faydalı olacaktır. Disleksi tedavisi bir ekip işi olup psikiyatrist, psikolog ve özel eğitim uzmanının kontrolünde yapıldığında çok daha iyi sonuçlar alınmaktadır.

    Merve İnal (unauthenticated)
    Dec 29, 2013

    Her çocuk özeldir filminde çocugun hastalığının farkedilmemesinin en büyük sebebi çocuğun derslerindeki başarısızlığının tembelliğine haylazlığına dikkatsizliğine bağlıyor olmaları. annesinin defalarca göstermesine ragmen hala harfleri ters yazması birşeyler de terslik olduğunun göstergelerden birisi olsa bile anneler çocukların hastalık ve engelleri yakıştıramadığından dolayı akıllarına bir rahatsızlık olabileceği bile gelmemektedir.

    yasemin ışık (unauthenticated)
    Dec 30, 2013

    Evet arkadaşlar bugün her çocuk özeldir filmini izledik ve bitti. Öncelikle aklımda kalanları yazmadan bize bu alanda rehber olan hocamız Rıza ÜLKER'E çok teşekkür ediyorum. Ben bu filmi bu bölüme gelmeden önce kaç defa izledim hatırlamıyorum. Ama bu bölüme gelip bana rehber olan hocalarımın ışığı altında bölümümle ilgili filmleri daha dikkatli izleyip kitapları daha dikkatli okumaya başladım. Bu filmle ilgili en başta bir öğretmenin bulunduğu ortamı nasıl aydınlattığı bulunduğu yere neler kattığı nasıl duyarlı nasıl fedakar olduğunu gördüm. Görevini 8 ile 5 arasında yapmıyor. Bu da bana bu alana meslek olarak değilde bir öğretmen olarak bakmayı öğretti. Bu disleksi rahatsızlığının nasıl olduğuna dair nasıl bir eğitim verilmesine dair aydınlattı beni. Filmi sonuna kadar izledim ve son anları beni çok duygulandırdı. Yaptığı çalışmalarla çocuğu karanlıktan kurtardı,Öğretmen merkezli eğitimi kırdı. Umarım bizlerde buradaki öğretmen kadar fedakar ve ilgili olur elimize gelen yavrularımızı karanlıklardan kurtararak hayata mutlu bakmasını sağlayabiliriz

    merve çelik (unauthenticated)
    Dec 31, 2013

    merhaba arkadaşlar, yapılan araştırmalarda kronik rahtasızlığı olan çocukların anne- baba stresinin yoğunluğu da çocuğun duygu durumunu ve sosyal uyumunu etkilemektedir.Benim filmde gördüğüm çocuğun eski okulunda okuyan öğretmenlerin anne-babaya çocuğunuz normal öğrencilerden farklı olduğunu söylemesiyle anne-baba ishanın farklı olduğunu inkar ettiler. yani demek istediğim hastalık sahibi olan çocukların anne-babaların hastalığı kabullenmeleri zor oluyor.Bu otizmde de böyle diğer hastalıklarda da. Bunun için biz geleceğin öğretmenleri örneğin disleksi bir çocukla karşılaştığımızda anne -babaya nasıl bir tutum sergileyerek söylemeliyiz?

    hatice vural (unauthenticated)
    Jan 6, 2014

    bugün okula gelirken dikkatimi çeken olaylar oldu.bizler okadar şanslıyız ki bazılarının ekonomik durumu yok,bazılarının ayağı yok veya engelli ……bazılarıda özel çocuklar …düşününce aslında bizden şanslısı yok …bunları yazmamın sebebi tam final haftası umudunuzu,sabrınızı kaybetmeden çalışmanız…çünkü hayat gerçekten çok zorrrrr..ve bizler bu zorlukta şanslı olanlardanız….

    Rıza Ülker
    Jan 8, 2014

    Bir yıldan beri çıkmasını beklediğimiz kitap çıktı: ÇORBA sizi çok şaşırtacak :)

    http://www.kitaplife.com/Corba,PR-545.html

    Rıza Ülker
    Jan 13, 2014

    We all need a little motivation these days. Watch this motivational movie, one of the best I have ever seen. Dr. Riza Ulker

    http://www.youtube.com/watch?v=g-jwWYX7Jlo